Yine Melihat Gülses çalıyor ‘taş plak’ta

16/10/2007 · Kategori: roportaj

FULYA ÖZLEM
Türk müziğinin en önemli kadın seslerinden biri olan Melihat Gülses'in yeni albümü, ‘Beyaz Köpükler' adını taşıyor. Taş plaklardan sesleniyor hissi veren sade ve güçlü sesiyle klasik şarkıları yorumlayan sanatçının albümü günümüz gençliğinin de zevkle dinleyebileceği bir çalışma.

Bir sabah Beylerbeyi Sarayı’nda mahmur dolaşırken bahçedeki havuzun şırıltısına karışan su gibi bir kadın sesi işittim. “Altın Tasta Gül Kuruttum”u söylüyordu. Şarkıyı da, sesi de ilk duyuşumdu. O gün bugündür sesinden takip ederim Melihat Gülses’i. Eşi bestekâr ve tambur sanatçısı Necip Gülses’le birlikte imza attıkları albümlere, konserlere hep gıpta ile bakmışımdır. Evdeki üretim sürecinin keyfini tahmin edebiliyorum çünkü. Gülses’in ‘Beyaz Köpükler’ albümü de ‘bilinçli’ takipçileriyle buluşmak üzere yine sessiz sedasız piyasaya çıktı geçtiğimiz günlerde. Bana da bu ailenin kapılarını aralayıp, biraz musikimizden biraz da Gülsesler’in musikideki yerinden bahsetme fırsatı düştü.

Albüme adını veren ‘Beyaz Köpükler’ sanırım eşinizin bestesi. Bu şarkının bir öyküsü olmalı...

Aslında bestecisi anlatsa daha iyi olur nasıl ortaya çıktığını. (Gülerek karşısında oturan Necip Bey’i işaret ediyor.) Tabii şarkılar ortaya çıkarken ben yanındayım Necip Bey’in. Birdenbire olmuyor, birlikte bakıyoruz. Bana okutma şansı oluyor. İşte o tamburuyla, ben sesimle… Bu şarkı da seneler öncesine dayanıyor. En az altı-yedi senelik bir geçmişi var.

Ya güftesi?

Güftesi ağabeyim Zeki Celal Köseoğlu’na ait. Ağabeyim sözlerini yazdı, eşim besteledi, ben de seslendirdim. Böyle hoş bir tesadüf oldu.

Ailecek müzisyen olmak nasıl bir şey?

O birlikteliği güzel yakaladık diye düşünüyorum. Yaptığımız çalışmalar da bunun bir kanıtıdır. Bizim kızımız da müzisyen…

Çocuklar nasıl etkilendi bu durumdan? Armut dibine düşüyor mu sahiden?

Kızımız da İTÜ Devlet Konservatuarı’nı bitirdi. Bir klasik kemençe sanatçısı adayı.

Çanakkale Seramik için yapmış olduğunuz ‘Miras’ adlı bir proje, gerçekten geleceğe bırakılabilecek en güzel miras olmuş.

Buna ‘Miras’ adı altında, ‘Geçmişten Günümüze Türk Müziği’ alt başlığı altında çıkardığımız, beş CD’den oluşan bir kitap, diyebiliriz. Bu beş CD, klasik dönemden başlıyor, neoklasik dönem, romantik dönem, günümüz diye sırayla devam ediyor. Çok fazla okunmamış olan, özen gösterdiğimiz eserlerden çok emek vererek ortaya çıkardığımız bir arşiv çalışması oldu.

Türk musikisinde dönemler üzerine çalışanlar, bu müziği klasik, romantik gibi dönemlere ayırmanın zorluğundan bahsederler. Siz de dönemleri ayırmakta, sınıflandırmakta güçlük çekiyor musunuz?

Tabii çok kesin çizgilerle bu dönemleri ayırmadık. Dede ile (İsmail Dede Efendi) başladık, bir paralellik içerisinde devam ettik. Klasik dönem şudur, günümüz şudur diyerek değil. ‘Beyaz Köpükler’ o CD’lerin günümüz kısmındaki eserlere bir örnek teşkil ediyor.

Kitapta neler var?

Yaptığımız çalışmalarda biz, bugün de yarın da olabilmeyi hedefliyoruz; popülerliği değil. Belki bir avuç insan dinliyor, sokaktaki adama hitap etmiyor; ama önemli olan geçmişten gelen kültürü bugüne taşımak. Klasik dönemde yaşayan insanlar, o yüzyılın havasıyla onları yapmışlar, zaten şarkılarında anlatılan biçimde yaşıyorlarmış. Bugün kalkıp da o şekilde bir şarkıyı yapmak, o havayı solumaya çalışmak çok zor… Yapılmaz diye de bir şey yok; ama onları yaparken, bugünün havasını soluyanlara yönelik de şarkılar yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Bazıları “Türk müziği artık yaşamayan bir müzik, bugünün müziği pop müziktir.” diyor. Kimi de sizin dediğiniz gibi “Biz böyle bir ortamda yaşıyorsak, o günlerin klasik müziği böyle bir ortamın üretimleriyle ancak devamlılık kazanabilir.” diyor. Ne dersiniz?

Türk müziği yaşamayan bir müzik olsaydı, bugün bunu bile konuşuyor olmazdık. Türk müziğinin yaşamaması mümkün mü? Bu ülke var oldukça kendi kültürü de onunla birlikte var olacak. ‘Yaşamıyor’ diyenlerin herhalde böyle bir beklentisi var ki bunu söylüyorlar. Ülke var oldukça kültürü, sanatı, müziği, örf ve âdeti onun kimliğidir. Bugün bana kimliğim sorulduğunda “Ben Melihat Gülses, şu, şu, şu” diye cevap veriyorum. Kimliğimi de herhalde bunlar oluşturuyor. Yaşamıyor denilebilir mi? Olabilir mi böyle bir şey?

Yani temelde Türk müziğinin bir dejenerasyon sürecinde olduğu söylenmekte…

Her ülkede var o popüler müzik olgusu. Fakat klasik müzik her ülkede herkesin takip ettiği popüler bir müzik değildir. Nasıl 70 milyonluk Almanya’da 7 milyonluk Batı klasik müziği takipçisi varsa, Türkiye’de de aynı şekilde bu müziği takip eden, dinleyen, araştıran 7,5 milyon bilinçli tüketicisi var klasik musikimizin. Zaten taşıyıcı olan, geleneği taşıyabilme konumunda olan da bu 7,5 milyon kişi.

Sayı: 98
Bölüm: Röportaj

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!